Çetin Yiğenoğlu
UÇSG on yaşında. Dile kolay…
On yıl önce dünyada benzeri olmayan bir kültür-sanat etkinliği düzenlemeyi düşünmüştük; başardık. İki ülkede birçok kentte eş zamanda düzenlenen bir etkinlik. Bir duruşu, felsefesi olan. Öncelikle Suriye, bütünüyle Doğu Akdeniz ülkelerinde eş zamanda düzenlenmesi ereksenen. Her yıl bir ödül, bir kitap, bir gazete. Belgeselinin yapılmasını hak eden bir etkinlik.
Savaş nedeniyle birçok güzel tasarı ertelense de bu güzel olana yürüyüş sürdürüldü. Büyük tasarının düşünsel altyapısı bilinçle, sevgiyle biçimlendirildi. Kurumsallaşma yolunda etkin adımlar atılarak gelindi onuncu yıla. Bunlardan en önemlisi Çukurova Sanat Girişimi (ÇSG)’ydi kuşkusuz. Bir platform tasarımının çatısı konumundaki ÇSG, gönüllülerinin emekleriyle gelişerek işlevine uygun biçimde yapılandırıldı. ÇSG, UÇSG’leri (-etkinlikleri kitabı, gazetesiyle birlikte- Çukurova Ödülü, TÜYAP kitap fuarı etkinliklerini) düzenlemenin yanı sıra Adana’da özgün bir girişime, Yazarlar Evi Derneği’nin kuruluşuna da öncülük etti. Kuruluş çalışmaları sürdürülen Yazarlar Evi’nin Türkiye’de şu anda benzeri yok. İşlevsel etkinliğiyle yaşamımızda yer aldığında da benzersiz olacak…
ÇSG çatısı altında yürütülen çalışmalar gitgide gelişerek büyüyen ivmeyle sürdürülürken kurumsallaşma yolunda bu yıl önemli bir adım daha atıldı. Bu satırların yazarı UÇSG’deki “Genel Koordinatör” sıfatını “Yürütme Kurulu”na devretti. Alt başlıklarda birçok gerekçesi olan bu yapılanmanın en önemli gerekçesi kurumsallaşma yolunda verdiği mesajdır. Bu, kurumların, etkinliklerin, kişilerin biyolojik ömrüyle sınırlı olmaması gerektiğini vurgulamak açısından önemli. Öncelikle insanların elde ettiği bir mikro iktidar koltuğunu gecikmeden bırakmasının önemini imlemesi açısından!
Bu yeni yapılanmayla “Kurucu-Genel Koordinatör” olarak bireysel sorumluluklarımdan kaçındığım akla gelmesin! Üstüme düşen görevleri, sorumlulukları yaşadığım sürece yerine getireceğimden kimsenin kuşkusu olmasın!
Öne çıkma dürtüsü öte gitsin!
Söz konusu olan bir sıfatsa eğer, “Kurucu” sıfatı öylesine yüce ki…
*
Bilindiği gibi UÇSG’nin temel izleği “barış”tır. Ortadoğu barışı için çorbada tuzumuzun olması gerektiğini düşünerek bu yıl Çukurova Ödülü’nün ilk kez iki sanatçıya verilmesini uygun bulduk. Bu iki sanatçıdan biri Türk, öbürü Suriyeli. Suriye’nin yeniden yapılanmasını gözleyeceğimiz süreçte 10. UÇSG’nin vereceği dostluk, kardeşlik, barış, özgürlük mesajları açısından çok önemli bu. Türkiye’nin Ortadoğu’yla barışçıl ilişkiler geliştirmesinde biz sanatçıların sorumluluğu öyle büyük ki. Çünkü, barışın kurulmasını, geliştirilmesini biz sağlayacağız; biz sanatçılar. Bu bilinçle belirledik bu yılın izleğini:
“Göçle Gelen”.
Üzerinde çok düşündüğümüz bu izleğin anlamı çok derinlikli, çok boyutlu. İki ülke düşünün, sınırın her iki yanında Türküyle, Arapıyla, Kürtüyle, Süryanisiyle akraba halklar yaşasın. Bu tablo karşısında ÇSG gönüllülerine taşın altına elini koymaktan başkası düşünülemezdi.
ÇSG gönüllüleri bu yıl da piyasacı etkiden uzak, sanatın metalaştırılmasına karşı duruşuyla Dionysosvari etkinlikler düzenledi. Geleceğin dünyasında bu yaklaşımın ürünü kültür-sanat tasarımlarının bütünüyle Doğu Akdeniz’e yayılmasının özlemiyle davrandı.
Bu yıl da etkinlikleri düzenlerken kamu kaynaklarını kullanmamaya, sanatçıların, sanat-sanatçı dostlarının desteklerine yaslanmaya özen gösterdi.
Bu yıl da sanatı sokakta insanla buluşturdu. Sanatçı halk çocuklarının çıkar gözetmeden yaptığı “grafiti”lerle gerçekleştirilen etkinliğin adı bilinçle belirlendi:
“Eski Sokakların Düşü”.

Bir yanıt yazın