Başak H. Ekmekçi
Bu yıl 18–22 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek 9. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (9.UÇSG) ’ni, kentimizin her adımında duyumsadığımız portakal çiçeklerinin doyumsuz kokusunu bekler gibi sabırsızlıkla bekliyoruz.9.UÇSG’de, Seyhan Nehri bahar esintisiyle şakalaşırken martılar Taşköprü’den atılan simitlerin peşinde kanat çırpacak. Nehri Suyu tutuşturan bahar güneşinin rengarenk yakamozlandığı anlarda çok değerli sanatçılarla buluşarak içimizdeki yakamozun sevincini yaşayacağız.Uluslararası Çukurova Sanat Günleri her yıl olduğu gibi bu yıl da birçok nitelikli şair, yazar, fotoğraf sanatçısı, ressam, müzisyen ve dansçılarıyla bölgemizi aydınlatacak. Programı, Adana, Antakya, Mersin, Gaziantep’i kapsayacak türde hazırlanan etkinliğin açılışı 18 Mart 2015 Çarşamba Adana’da, kapanışı 22 Mart 2015 Pazar Antakya’da gerçekleştirilecek.2015??? yılının ilk ayında yayın yaşamına merhaba diyen Çukurova Sanat gazetesi ise ayrı bir sevinç kaynağımız. İstedik ki bölgemizde gerçekleştirilen sanat etkinliklerini yakından izleyelim, okurların gözü, kulağı, dili olalım.Çukurova Sanat Girişimi (ÇSG), Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (UÇSG) Kurucusu, Genel Koordinatörü Çetin Yiğenoğlu, ÇSG/UÇSG Kurucusu, Ortadoğu Koordinatörü Mehmet Karasu, Mersin Koordinatörü F. Saadet Bilir’le dört kentte Çukurova Sanat Girişimi’nin özverili gönüllüleri, aylar süren yoğun çalışmayla yeni bir başarıya daha imza atmaya hazırlanıyor.Biliyoruz ki tüm bu çalışmalar göründüğü gibi kolay değil. Ancak Çetin Bey’in, “Boynuzundan tutup boğanın sırtını yere getirmeyi başardık” diyeceğinden eminiz bu yıl da.Sürekli değişen insan ilişkileri ve koşullarda bu görevi yürütürken nelerle karşılaşıyor, nerede nasıl karşılanıyor ve neler hissediyor? Öğrenmek istediğimiz çok şey var, ancak çok yoğun olduğunu bildiğimiz için Sayın Yiğenoğlu’yla fazla zamanını almadan, Çukurova Sanat Gazetesi için birkaç sorudan oluşan bir söyleşi yapmak istedik.
Sayın Yiğenoğlu, UÇSG’nin her yıl ilkbaharda düzenlenmesinin gerekçelerini anlatır mısınız?
ÇY-İnsanoğlunun binlerce yıldır uyguladığı, türlü ritüellerle kutladığı “yeni gün kozmogonisi” diyebiliriz kısaca. Nevruz kutlamalarını da bu kapsamda değerlendirdik. Gerek plaketlerimizde, gerek yayınlarımızda, gerekse bütünüyle görsellerimizde kullandığımız iki sembol de bu yaklaşımın ürünü… Örneğin Çukurova Ödülü plaketi Tanrı Mitras’ın Toroslar’ın ünlü beyaz boğasını öldürmesini anlatan bir antikçağ ürünü yontunun soyutlanmasıyla elde edildi. Plaketimizde Mitras’ın elindeki kılıç “kalem” olarak tasarlandı. Söz konusu sahnede boğanın öldürülmesi izleği ekinoksların kesişme anında dünyanın boğa burcundan koç burcuna geçişini imliyor. Hıristiyanlığın öne geçmesi üzerine tarihteki yerini alan Mitraizmle yine bölgemizde geliştirilmiş Stoa felsefesi birbirinden çok etkilenmiştir.Bu özellikleriyle açıdan sembolümüz yeni gün kozmogonisini, yani baharın gelişini vurgular. Dünya bu kültsel mirası Roma Kültü diye tanıyor, ne yazık ki.Ana sembolümüz “Adonis Çiçeği” de bir yeni gün kozmogonisi sembolüdür. Afrodit’in, Phersofene’nin, çocuk/genç Adonis’in, Zeus’un, kahramanları olduğu öykü de bir Grek kültü olarak tanınıyor dünyada. Ne yazık ki, Çukurova’da, Doğu Akdeniz’de geliştirildiğini çok az kişi biliyor. Adonis Çiçeği’yle ilgili öyküsü de bölgemizde binlerce yıl önce yaşayan atalarımız tarafından kurgulanmıştır.Biz, öncelikle varisi olduğumuz bu tarihsel kalıtlara sahip çıkmak, Nevruz gibi insanlar arasında dostluğu, güzel ilişkiyi önceleyen ritüellerin kavga/şiddet nedeni olmasına karşı çıkmak, yeni yılın bölgemiz halkına güzel, savaşsız günler getirmesine katkıda bulunabilmek için UÇSG’leri inatla düzenlemekteyiz.
UÇSG’inde 3. Delta’dan, “Çukurova Kültü”nden sıkça söz ediliyor. Bu konuyu biraz açar mısınız?
ÇY- Bölgemiz, Samandağ’dan, Antalya’ya değin, bütünüyle Doğu Akdeniz, -Haydi Mezopotamya, Mısır denli olmasa da, diyelim- alçakgönüllü yaklaşımla tarihsel, kültürel, arkeolojik kalıtlarıyla, yeraltı yerüstü varsıllıklarıyla en az onlar denli önemli birikime sahiptir. Yukarıda Stoacılıktan, Mitraizm’den, Greek miti olarak bilinen Adonis söylencesinden söz ettik. Stoacılık, Mısır’ın Hermetizminden daha az önemli bir felsefe okulu değildir. Ayrıca, bölgemizde piramitleri karşılayacak değerde birçok arkeolojik eser günyüzüne çıkarılmayı beklemektedir.Eski çağlardan bu yana Mısır’la Mezopotamya’da olan su, sözünü ettiğimiz 3. Delta’da da fazlasıyla var. Üstelik, 3. Delta’da öbür ikisinde olmayan doğal sığınaklar (Toroslar/Amanoslar) ormanlık alanlar var… Kıyıdan, ovadan gelecek bir istila girişimine karşın halkın Toroslar’a çekiliverip güvenli bölgelerde yaşamlarını sürdürmeleri bunun göstergesidir.Sözkonusu iki deltada bulunmayan bir şeye daha sahip 3. Delta… Bugün Lübnan bayrağını süslese, literatüre “Cedrus Libanis” diye girse de binlerce yıldır (iki yüz yıl öncesine değin) gemi yapımında kullanılan tek ağaç türü olan Kralların Ağacı (ağaçların da kralı), Sedir ağacının anavatanı Kozan Dağlarıdır.Eski tarih anlayışında Mısır’dan, yeni tarih anlayışında Ege’den (İon, Greek) daha çok söz edilirken 3. Delta’nın adı bile anılmaz. Neden? Ünlü Antikçağ Coğrafyacısı Strabon, bütün Anadolu’yu, bölgeyi (hatta Çukurova’yı) gezmiş, ama eski Hitit Dağyolu’nun Tufanbeyli-Kozan yolundan geçmediği için yukarıda sözünü ettiğimiz birçok şeyi yazamamıştır.Çeşitli tarih disiplinleri, eski Mısır-Girit ilişkilerinden/etkileniminden söz eder ama nedense 3. Delta o dev çalışmalarda da gündem dışı tutulur. Sanki Mısır’dan çıkan gemiler Girit’e, Ege’ye direkt bir rotayla gitmişçesine anlatılır.Oysa yakın tarihsel zamanlara değin, gemiler yolculuklarını tatlı su gereksinimi nedeniyle açık denizden değil, kıyıları izleyen rotalarla yapardı… Dolayısıyla Mısır’dan yola çıkan gemilerin Anadolu’nun güney kıyılarına hiç uğramamış gibi anlatılması. tarihsel gerçekliğe ters düşer.Ben, bilinçli politikacıların işbaşına gelmesiyle birlikte bölgemiz üzerindeki tarihsel, arkeolojik, antrpolojik çalışmalara öncelik vererek toprak altındaki değerlerimizin günyüzüne çıkartılacağına inanıyorum.
Bu yıl 9. su gerçekleştirilecek olan UÇSG’yi, katılımcı ve “katkıda bulunan” kurum, kuruluşlar bakımından önceki yıllara göre nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÇY- Bu yıl kuruluş felsefemizin gereği bir yapılanmayı başarmanın haklı gururunu yaşıyoruz.UÇSG girişiminin öncüsü Adana Sanat Günleri (AÇS/3 kez düzenlendi)’dirAÇS’yi halkın katkılarıyla gerçekleştirmiştik. 5–6 yıl ara verdikten sonra Çukurova Sanat Girişimi olarak UÇSG’yi tasarladığımızda, başarısız olma riski gündeme gelince, bölgedeki üç belediyeden ayni katkılar aldık. Sonra bir de baktık ki bu katkıların, bizim dışımızdaki kimi kişi ve kuruluşlarca bir istismar yöntemi olarak kullanıldığını ya da kullanılmaya uygun ortam yarattığı gördük.Bunun üzerine geçen yıl “Biz UÇSG’leri gerekirse sokakta bile yaparız” sloganıyla radikal bir karar aldık.Bu karar doğrultusunda bölgemizdeki çok değerli kişi ve kuruluşların desteğiyle “bağımsız bir sanatçı girişimi” olan, dünyada benzeri olmayan UÇSG’yi, başarmanın koşullarını birlikte çalıştığımız arkadaşların sinerjisiyle yaratabildiğimizigördük.Katkıda bulunan kişi ve kuruluşlarda öyle herkesin katkısını almak gibi bir yaklaşım kolaylığına sapmadık.Katılımcı kuruluşlar konusunda da aynı nitelik düzeyini korumaya dikkat ettik. İster yerel, ister bölgesel, ister ulusal, isterse uluslararası düzeyde konuk ettiğimiz sanatçılarda da aynı düzeye dikkat ettik.
Son iki yıl Suriye’deki savaş nedeniyle UÇSG’nin özgün boyutunu uygulayamadığınızı söylemiştiniz. Bu yıl nasıl bir durum söz konusu ve gelecek yıllardaki beklentileriniz neler?
Üzülerek belirtmek gerekirse Suriye’deki yangın söndürülmüş görünse de itfaiyeci deyimiyle “soğutma çalışmaları” hâlâ sürüyor. Bu yangın Ortadoğu coğrafyasıyla sanatsal bağlamda bağımızı kopardı ne yazık ki… Sabırsızlıkla eski dost kapılarının açılmasını bekliyoruz.
UÇSG kapsamında geleneksel olarak bir kişiye Çukurova Ödülü veriliyor. Bu ödül kimlere, neden veriliyor?
ÇY-Çukurova Sanat Girişimi’nce 6 yıl önce hazırlanan Çukurova Ödülü’nün gerekçesi/yönetmeliği şöyle:“Çukurova Ödülü, Uluslararası Çukurova Sanat Günleri kapsamında verilmektedir. İlk kez 24 Nisan 2009 tarihinde verilen ödül, özendirme ya da başarı ödülü değil, bir değerlendirme ödülüdür.Ödül, özel anlamda ‘barış ödülü’ olarak da değerlendirilmelidir…Çukurova, neolitik dönemden bu yana, Afrika-Ortadoğu-Anadolu, Sümer-Babil-Hatti-Hurri-Hitit-Anadolu, Uzakdoğu-Doğu Akdeniz-Grek-Latin dünyası arasında bir kültürel köprü, bir geçiş noktası olmuştur. Günümüzde, dünyada özgün geçmişe sahip ender bölgelerin başında gelen Çukurova’nın komşusu, kültürel kimliğinin bir parçası Doğu Akdeniz’in güney kıyılarından Irak’a Ortadoğu yer yer kan ve gözyaşına boğulmuş, bölgenin Transkafkaslardan Kafkaslar’a, Ortaasya’ya dek uzanan kısmı ise küresel emperyalizmin saldırı tehdidi altında inlemeye başlamıştır…Bunun yanı sıra, Adana ve İskenderun kıyılarının öne çıktığı yeni bir yatırım ve ekonomik yapılanma programıyla Çukurova dünyanın yakın gelecekteki önemli çekim merkezi olmaya aday konuma gelmiştir. Bölgemiz adına olumlu karşılanması gereken bu durum bile, ‘kan içen topraklar’ diye bilinen bölgemizde ‘kan, gözyaşı ve barut kokusuna yeni gerekçe yapılabilir mi’ kaygısına yol açmaktadır. İşte, bu gelişmeler, Ortadoğu ve bölge insanını her zamankinden daha çok barışa gereksindirmektedir.Bu gerçeklikler karşısında, ilerici, aydınlanmacı, emekten yana tavır koyan, insan onuru ve sevgisi aksı üzerinde yürüyen etkinliğimizin temel felsefesi tek sözcükle ‘barış’ olarak seçilmiştir…‘Çukurova Ödülü’ sinemadan tiyatroya, resimden müziğe, şiirden romana, makaleden fıkraya, röportaja, çeşitli alanlarda eser sahibi sanatçı, akademisyen, gazeteci, yazar, kültür-sanat, bilim ve edebiyat alanlarında emek ve ürün veren, kültür ve sanatla uğraşan, Çukurova’yı tanıtan, yücelten, bunu yaparken de Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’ya barış tohumları eken insanlara, tüzel kişilere verilir.”Ödülün değerlendirmesi, Çukurova Sanat Girişimi yönetimince yapılarak her yıl etkinlik tarihinden en az 15 gün önce basın-yayın-veiletişim araçları aracılığıyla açıklanır…Ödüle değer görülen kişiye/kuruluşa bu amaçla hazırlanmış özel bir plaket verilir.
UÇSG, bölgemiz ve ülkemiz için çok önemli bir etkinlik. Hazırlık aşamasında karşılaştığınız kimi güçlükler olduğunu fark ediyoruz. Bu aşamada sizin yüreğinizden geçen nedir yani konuyla ilgili ilişkide olduğunuz kişi ya da kurumların böyle bir sanat girişimine desteği nasıl olmalı?
ÇY-Yaptığımız iş gönüllülük esasına dayalı. Profesyonel hiçbir yanı yok. Öyle ya da böyle Çukurova Sanat Girişimi’nden olsun, katılımcı kurumlarla sanatçılar açısından olsun hiç kimsenin ne akçalı ne de dolaylı bir prestij çıkarı var… UÇSG’de bolca yorgunluk var. Bu işin kahramanlarına bir tek ödülü kalıyor geriye; yarın çocuklarına, torunlarına ‘bu ülke için, bu kent için ne yaptın’ diye bir soruyla karşılaştığında bu yorgunlukları göstermek…Zaten, UÇSG’nin başat erekleri, başta kentimizi, bölgemizi, yurdumuzu, gitgide dünyamızı sanatla güzelleştirmek, yaşadığımız bölgelerin daha yaşanılır olmasını, buralarda yaşama gerekçesini artırmak değil mi?
Etkinlik günleri basın yoluyla duyurulduğu halde halkın katılımının beklenenden az olduğunu görüyoruz. Daha fazla katılımın sağlanabilmesi için neler yapılabilir?
ÇY- İlgi… Üstelik parasız… UÇSG, etkinliklerini halkı için düzenlemektedir; bütün etkinliklere girip izlemek ücretsizdir. Kimseden kapıda davetiye de sorulmaz. Yeter ki halkımız şu televizyon illüzyonundan uzaklaşıp üç günlük etkinlik süresince izleyici olarak gelsin… Bütün yorgunluklarımız biter.
Sayın Yiğenoğlu Çukurova Sanat Gazetesi için yaptığımız söyleşiyle bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Bunların dışında eklemek, belirtmek istediğiniz şeyler varsa paylaşırsanız seviniriz.
ÇY- Çukurova Sanat Girişimi adına, bölgedeki arkadaşlarım, katkıda bulunan, uzak kentlerden bu etkinlik için gelen sanatçı dostlar adına, Çukurova Sanat’ın bu ilk sayısında bize bu denli büyük yer ayırdığınız için biz teşekkür ederiz.
………………15 Aralık 2015………………..

Bir yanıt yazın