
Homo Tauricus (Toros) insanları, çook çok eskilerde, takvimin bilinmediği devirlerde “zaman” kavramını kendilerince anlamlandırıyorlardı… Bazı kabileler, aylara “yılın adımları” yıla ise “zamanın geçişi” diyor, zamanı da her yıl yeniden başlatarak kozmogoniyi (zamanın doğuşunu) yenileyip yineliyorlardı…
Zaman üzerine kurguladıkları ritüellerde geçmişi yok ederken insanın, toplumun günahlarını, hatalarını siliyor, dünyayı, evreni kirinden arındırıyor, böylece bir “yeniden doğuş”u gerçekleştirmiş oluyorlardı. Kozmogonik eylemin bu biçimde sonsuza dek yinelenişi, her yeni yılı yeni bir çağın başlangıcına dönüştürürken ölüler diriltilmiş oluyor, insanların yeniden doğuşa inancının sürekliliği sağlanıyordu.
Eski inançların etkisinde yaşayan bu insanlar, göksel arketip arayışlarında yüksek dağlara kutsal kimlik kazandırıyorlardı… Bu yönelim sonucu “dünyayla evrenin merkezi”yle “göğün kapısı”nın kutsal kabul ettikleri dağın doruklarındaki kozmik bölgede bulunduğunu düşünüyorlardı…
Filistin’de Tabor, Gerizm dağları, Hindistan’da Meru dağı, Mezopotamya’da Ülkeler dağı, (Ziggurat da bir kozmik dağ), Ural-Altay bölgesindeki Sumeru dağı, İran’da El Bura dağı ile Laos’taki Zinnalo dağı gibi Toroslar da kozmik bir dağ olarak dünyanın, evrenin merkezi konumunda görülüyordu… Yılan balıklarını yumurtlamak için gittikleri Meksika kıyılarından, Caretta Caretta kaplumbağalarını da yumurtlamak için Avusturalya’dan Çukurova kıyılarına çeken ilgide, günümüzde bile kozmik bir iz, kozmik bir im arayan insanların ataları o dönemlerde yarattıkları her mite kozmik anlamlar yüklüyordu…
İnsanoğlunun eski devirlerdeki bu “zaman”la “kozmik merkez” arayışlarına bakarak “Boğa” anlamına gelen “Toros” adına kozmogonik anlam yüklemek ilk anda anlamsız gelebilir… Ancak, “Toros”un etimolojik geçmişiyle sunduğu, merkez simgeciliği dolayısıyla tasarımlanan yeni yıl senaryolarının ilk örneklerine ilişkin anekdotlar dikkate alındığında ilginç gerçeklikler çıkar ortaya…
Çukurova’yı, Doğu Akdeniz’i kucaklayan bu görkemli dağın, bu Toroslar’ın, geç antik çağda biçimlenen bir dinin felsefesiyle birlikte sembolizmasının oluşumunda nasıl önemli bir işlev üstlendiği açık seçik görülür.
Ekinoksların (ekvatorun zodyakla kesiştiği noktalar) gerilemesine ilişkin astral gerçekliğin İ.Ö. 128 yılında Hipparkus tarafından keşfedilmesi üzerine biçimlenen Mitraizm dininin temel dayanaklarını oluşturan kültün en az 6 bin yıllık geçmişe sahip Toros imgesinden nasıl esinlendiği hemen anlaşılır…
Mitras, eski bir Pers tanrısı olan “Mitra”nın Yunanca, Latince biçimi. Buna karşın, Mitraizm bölgemizde, öncelikle Tarsus’la Anavarza özelinde Çukurova’da doğdu, sonra Doğu Akdeniz’e, zamanla Akdeniz’in her yerine yayılan bir din olarak insanları etkiledi… Soyut Tanrı, tek Tanrı kavramının oluşumunda çok etkili oldu… Mitras, bazı yazıtlarda “fethedilemez güneş” diye nitelendirilir. Güneşi “Tanrıları doğuran, bütün varlıkların babası,” diye tanımlayan Sofokles’in düşüncelerinin çıkış noktası da burası…
Bu tür astral arayışlar sonucu bir felsefi disiplin olarak Mitraizm Stoa’dan, Stoa da Mitraizm’den etkilendi… Mitraizm, bir tür astral din ya da yıldız tapkısının varlığını kabul anlamında “astrolojiye bağlılık, uzun astrolojik devirler, dünya dönemleri”, “-Büyük Yıl- tezi”, “doğa güçlerinin kişileştirilerek temsil edildiği alegorik açıklamalar” gibi Stoacılığın üç temel dayanığının oluşumunda etkili oldu.
Mitraizm’de, galaksimizin de bir parçası olduğu Samanyolu (Sütyolu), Stoacılığın etkisiyle “yaratılış yolundaki ruhların yolu” diye tanımlandı… “Ruhların beslendikleri sütle dolu” olduğuna inanıldığı için Samanyolu’na “Yaratılış’ın Tanrısı” da denildi.
Bundan etkilenen Stoacılar, doğa güçlerini mitoloji kahramanları olarak kişileştirdiler. Zamanla ekinoksların gerilemesini belirleyerek uzay hareketilerini yöneten tanrı varlığını öne süren bir tez geliştirdiler. İnsanlığı soyut Tanrı, tek Tanrı kavramına götüren bu gelişmeler sonucu Stoacılar, aylara, yıllara, mevsimlere, yıldızlara kutsal anlam yüklediler. Yıldızları kutsal birer varlık gibi gördüler; gitgide uzayı tümden bir tanrı gibi algıladılar… Böylece, yıldızların yanı sıra dünya da bir tanrı gibi göründü… En büyük tanrı ise Cennet’te oturan ‘akıl’dı… (İki bin yıl sonra Nietzche “Tanrı’yı öldürdü” ama akıl hâlâ cennetinde oturuyor…)
Mitraizm, günümüze bir ikon olan boğa öldürme sahnesiyle (Tauroktoni) geldi. Artık ölü bir kült olarak kabul edilmesi gerekirken astral din kökenli düşünce sahiplerince ortaya sürülen kıyamet senaryolarını etkilemeyi başararak tuhaf biçimde her zaman güncelliğini korudu…
2012 yılında kıyametin kopacağını savlayan kimi şarlatanlar senaryolarını ekinoks noktalarının zodyak üzerinde gerileyerek çok yavaş devinmesini, her 2160 yılda bir burcu geçerek zodyakları 12 kez 2160, yani 25.920 yılda tamamladığına inanan Mitraizme dayandırıyorlardı.
Mitraizme göre ilkbahar ekinoksu bugün Balık takımyıldızında ise birkaç yüz yıl sonra Kova’da olacak demekti. Yunan-Roma döneminde ilkbahar ekinoksu Koç, sonbahar ekinoksu ise Terazi’deydi. İ.Ö. 4. binle 2. bin arasındaki Tauroktoni’de Koç’la Terazi burcunun yerini Boğa’yla Akrep alıyordu.
Tauroktoni, gök ekvatorunu göstermesine karşın, ekinokslar Koç’la Terazi’deyken değil, Boğa’yla Akrep’teyken meydana geliyordu…
Tauroktoni sembolizması, ilkbahar ekinoksunun tamamen Boğa’da olmasına dayandırılıyor, dolayısıyla bahar ekinoksunun Boğa burcundan çıkışını anlatıyordu… Böylece, Boğa en son değişen burç olduğu için söz konusu külte damgasını vuruyordu.
Ne ki, Boğa sembolizması, Mitraizm’den birkaç bin yıl öncesinde de Anadolu halkları tarafından biliniyordu… Kizzuwatnalılar (Çukurovalılar)’ın yanı sıra Tarsus sikkelerinde kentin sembolü olarak kullanılıyordu. Hititler’de ise aşılmaz Toros dağlarını açarak krala, askerlerine yol gösteren ilahi/kozmik bir güç gibi görünüyordu Boğa.
Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (UÇSG)’nin Çukurova Sanat Girişimi’nce her yıl ilkbaharda düzenlenmesinin birden çok gerekçesinden en önemlisi bu külte gönderme yapmasıydı… Etkinliğin, bir anlamda ilkbahar ekinoksunun Tauroktonik dönüşümüne denk düşmesi en güçlü esin kaynağı…
Stoacıların öncelediği “akıl” ile büyük dönüştürücü güç Tauroktoni birlikte değerlendirildiğinde, UÇSG kapsamında verilen “Çukurova Ödülü”nün plaketi Çukurova’nın işte bu öz kültür varlığından yola çıkılarak hazırlandı. Yapılan birkaç küçük değişiklikle soyutlamanın yanı sıra evrenin astrolojik dönüşümünü sağlayan “boğayı öldüren kılıç” yerine “kalem” tasarlanarak dünyamızın gelişimine sanatın bölgemizden katkısı vurgulanmak istendi.
Batı entelijansiyasınca UÇSG sembolü Adonis Çiçeği’nin kültürel değeri nasıl Grek kökenli olduğu öne sürülüyorsa Çukurova Ödülü plaketinde esinlenilen Mitras/Mitraizm kültü de bir “Roma Kültü” olarak tanımlanıyor. Adonis söylencesi gibi Mitraizm de bu toprakların öz kültür varlığıdır. Küçücük bir incelemeyle bile Mitraizm’in Çukurova’da nasıl biçimlendiği anlaşılır… Mitraizm, Romalılar bu topraklara gelmeden önce bu halkın bir inanç sistemiydi. Bu toprakların insanları tarafından yaratılmıştı. Kılıcıyla gelen Roma’yla günümüzdeki varisi emperyalizmin bunu sahiplenmeye çalışması gerçeği değiştirmez!
………………………………………………………………………
ESERİN UYGUN YERİNDE SERGİLENECEK PLAKA:
Tasarım…………:Çukurova Sanat Girişimi
Yapım…………..:Seyhan Belediyesi (Belediye Başkanı Zeydan Karalar)
Tarih……………: …/11/2015
Öyküleme…….…:Çetin Yiğenoğlu
Yontu…………….:Mükremin Şahiner
Katkıda bulunan:Mehmet Bacaksızlar
………………………………………………………………………

Bir yanıt yazın