ÇEÇE

BOZO KOVBOY ŞERİF OLUNCA

“Neo Roma Sendromu”nun sezarı kazandı

Çetin Yiğenoğlu

Kongre baskınıyla başlayan süreç… Bozo (*)kovboyun önlenemeyen iktidar yürüyüşü… Sonunda Bozo kazandı. Kazanan kovboy en güzel kızı öper. Şimdi, Bozo’nundünyayı nasıl öpeceği merak ediliyor.

Genelde bazı patolojik tipler öngörülemez işler yapar. Anadolu’da “delidir ne yapsa yeridir,” denir böylelerine.

Acaba Bozo ne yapacak? Trump seçildikten sonra gündemin başına oturan soru bu.

Kuşkusuz, seçimi büyük zaferle kazandı Bozo. Temsilciler Meclisi’yle Senato’da da eli güçlendi. Özgüven artırıcı bu durumun etkisiyle Bozo ilk başkanlığına göre daha sertleşir mi? Dünya, ne tür oldu bittilere, belirsizliklere, sürprizlere, sert kırılmalara gebe kalır?

Her kafadan bir ses çıkıyor.

Basın-yayın organlarındaBozo’nun kabine üyeleri hakkında ince yorumlar yapılıyor. Halk, Reisin kabine üyelerinden daha iyi tanır oldu Bozonunkileri. Ortadoğu politikaları konusunda neredeyse herkes uzman. Ortadoğu’nun neresinde ABD üssü var, biliyorlar. Nedense ekranlardan yayımlanan haritalarda Türkiye’deki ABD üsleri, tesisleri gösterilmiyor. Çok eski verilere göre ABD’nin Türkiye’deki üs, tesis sayısı 101. Bu sayının günümüzde ne olduğu bilinmiyor. Gizli ya da sözlü anlaşmalarla verilen üsler-tesisler zorlaştırıyor üs aritmetiğini. Bir yüzbaşıyı ABD temsilcisi olarak muhatap alabilen bir TC bakanının “O üs sizindir; dilediğiniz kadar kalabilirsiniz,” dediğini anımsarsanız, belki de arka sokağınızdaki sivil savunma deposu bir ABD tesisi çıkabilir. O zaman, dünyadaki 13 büyük ABD üssünden biri olan İncirlik’ten söz etmeye gerek kalmaz.

ABD’nin Akdeniz’e, Türk topraklarına ilgisi biraz eski.ABD, Akdeniz’de ilk filoyu 220 yıl önce 3. Selim döneminde, Trablusgarp Savaşının ardından kurdu. O sıra hasta adam sayılsa bile hâlâ emperyal güçtü Osmanlı. ABD’liler, ilk Akdeniz Filosuyla İstanbul’a gelerek bayrak gösterdi. Halife Padişahın gıkı çıkmadı. On yıl sonra, 2. Mahmut döneminde ABD, ilk Akdeniz deniz üssü için İspanya’ya bağlı Mayorka adasındaki Port Mahon limanını seçti.

Bunlar ABD’nin Ortadoğu’ya ilgisinin tarihsel dipnotları. ABD üslerini, yakın gelecekteki politikasını bu verilere bakarak yorumlamak yararlı olur! Günümüzün “hiper” gücünün dünyayı örümcek ağı gibi sardığı yapının temelidir “üs”ler!

ABD silahlı gücü, 2. Paylaşım Savaşı sona erdiğinde Atlantik’le Pasifik’teki 100 ülkede 2 binden fazla “üs”le 30 binden fazla “tesis”e yerleşmişti. Denizaşırı bölgelerde 8.3 milyon piyadeyle 3.3 milyon denizcinin yanı sıra 500 bin de deniz piyadesi vardı. Bu küresel ordunun lojistik gereksinimi, dünyanın çeşitli yerlerindeki 6 ana üs ağı tarafından sağlanıyordu.

ABD üslerinin çoğu, savaştan hemen sonra BM, WB, İMF, NATO gibi küresel yapılar kurulurken SSCB’ye/komünizme karşı konuşlandırılmıştı.

Eskiden üsler (kaleler), adaları, karayolunu, denizyolunu güvenceye almak, sefer halindeki orduya barınak, yiyecek, mühimmat sağlamak için kuruluyordu. 1991’de SSCB çökünce ABD hegemonik sisteminin adını YDD koysa da, üslerin işlevi değişmedi. Sistem, liberal kurumların, ÇUŞ’ların çıkarlarını korumaya başladı, bu kez. Zayıf, karaktersiz politikacıların yönettiği çoğu ulus devleti toprağına ayak basmadan haraca bağladı. Bu ara yeni üsler kurdu. NATO’nun görev tanımı stratejik konsept belgeleriyle genişletilerek Bulgaristan, Romanya, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovakya, Slovenya gibi devletler NATO’ya alındı; Ortaasya’da üsler açıldı.

ABD’nin Suriye’yi karıştırdığı dönemde dünyanın her yerinde sayısı belirsiz “tesis”in yanı sıra 13 büyük, 19 orta, 620 küçük, 64 daha küçük olmak üzere 716 üssü vardı. Bu üslerin 452’si Avrupa, 232’si Asya Pasifik, 18’i Ortadoğu, 3’ü Afrika, 11’i de Kanada’yla Latin Amerika’daydı. Bunların yanı sıra “yüzen üsleri”ni, uzay istasyonlarını, uydularını, denetimindeki -“neokolonyel üs” denilen- ekonomik, ticari, serbest bölgeleri de saymak gerekiyor.

Bize göre, Bozo Trump’ın politikasını düşünmeden önce ABD’nin bu üsleri ne yapacağına yanıt aranmalı! Bozo herhalde, bu üsler-tesisler aracılığıyla insanlığa elma şekeri dağıtmayacak Demokrasi ya da uygarlık getirme gerekçesiyle neler yaptığı biliniyor. “Barış yaptık,” diyen Roma’nın bastığı yerde nasıl ot bitmemişse ABD’nin de cici sözlerle girdiği her yeri kan gölüne çevirdiğini bilmek için kâhin olmak gerekmiyor. Hiper güç olduktan sonra daha dün denli yakın dönemde “renkli devrimler”le yaptıkları ortada…

Görünüşe göre dünya yeni bir “Roma Sendromu”yla karşı karşıya! Bu kavramın kökeni, Roma Sezarlarının “ilahi buyrukla dünyaya hükmetmekle yükümlü kılındıklarına,” inanarak davranışlarını belirlemesine dayanıyor. Romalı yöneticiler bunun “dünyanın önlenemez kaderi olduğuna” inanırmış. ABD başkanları ise bu yükümlülüğün günümüzde kendilerine verildiğine inanıyor; iyi mi?

Bunun için politika geliştiriyorlar. Bozo da bunun etkisinde olmalı ki, Ukrayna sorunuyla pek oyalanacak gibi görünmüyor. Rusya’nın zaten eski Rusya olmadığını artık Google bilgiçleri de biliyor. Yoldaş Putin’in çoktandır ABD başkanlarıyla sorun yaşamadığı bir gerçek. Kimse kimsenin avlağına, girmiyor; kuyruğu kuyruğa değdirmiyorlar. Bu bağlamda, Biden’in Ukrayna’ya uzun menzilli füze göndermesi senaryo izlenimi veriyor. Belki, 2. Soğuk Savaş dönemini başlatacak bir danışıklı dövüş bu; kimbilir?

Bozo döneminde de en sorunlu bölgelerin başında Ortadoğu’nun geleceği kesin görünüyor. Bir kez, bölge halkları 40 yılı aşkın süredir “Yeşil Kuşak Politikası”nın boyunduruğunda. Taliban’ı, IŞİD’i, HTŞ’si, İslamı Cihad’ı, Hizbullah’ı, Hamas’ı, İhvan’ı Müslimin’i, Husi’si, PKK’si, PYD’si bu bölgede. Bunlar, birkaç ölçek inanç, birkaç ölçek “yüce ideal” güzellemesiyle hazırlanmış etnik kimlik sosuyla marine edildiğinde, ayrıca dış müdahaleye gerek kalmıyor.

Bu yapının etkisiyle Ortadoğu, zaten üç büyük ütopyanın oyun sahası durumunda bulunuyor.

Yönetmen; ABD, 2 sözde “vatansız halk” ise iki karakter oyuncusu. Baş aktör İsrail; 3 bin 400 yıllık Arz-ı Mevud saplantısıyla Büyük İsrail’i kurmak için Mısır, Irak, Suudi Arabistan’ı kapsayan bölgede hak iddia ediyor. Bu bölgenin haritasını askerlerinin omzuna arma biçiminde asacak denli gerçeklikle bağlarını koparmışlar. Netanyahu’ya tutuklama kararı Yahudi’lerin bu saplantısını değiştirmez.

İsrail’in yanı sıra ABD’nin bölgedeki ikinci müttefiki Kürtler ise yardımcı karakter oyuncusu. Kürtlerin ütopyası da İsrail’inkinden farksız; 4 devletteki Kürt unsurları birleştirerek Büyük Kürdistan’ı kurmak. Bu ikisinin koruyucusu, “Neo Roma Sendromu”nun baş aktörü, yönetmeni, yapımcısı ABD de benzer, bir büyük ütopyanın tutsağı. Küresel bağlamda tek başkanlı, tek bayraklı tek devleti yönetmeye aday. Ütopyalarını gerçekleştireceklerine inandıkları gücü elde ettiklerinde, belki de kılıçlarının kanını zavallı, sıradan Amerikalıların kafasını uçurarak silerler; kimbilir?

Görünüşe göre, Bozo döneminde ABD, Yahudilerle Kürtleri kullanarak uygulayacağı “Çift Sütun Politikası”yla Ortadoğu’yu çekip çevirecek. Bozo’nun Ortadoğu’da harcayacak zamanı yok!

Türkiye’deki siyasal iktidar ise Trump acaba PKK’ye, PYD’ye, YPG’ye desteğini keser mi, diye hâlâ saf saf bekliyor izlenimi veriyor. Kasaba kurnazı tavrıyla aklının gerisinde Suriye’nin kuzeyinde “Barış Koridoru” adıyla 30 km.lik “güvenlik kuşağı” oluşturmak olduğu konusunda Bozo’yla Putin’i kandırdığını sanıyor.

Yapılan yorumlar Bozo’nun Türkiye’yi bırakmayacağı yönünde. Neden bıraksın ki? Kissinger’in tanımıyla “sadık kullanışlı salaklar”dan geçilmeyen bir ülkeyse söz konusu olan, niçin vazgeçsin? Bozo, biraz ipe un serme cüreti gösterenleri “aptallık etme!” diye bir mektup yazıp hizaya getireceğini bildiğine göre…

ABD’nin tek dünya devletini kurma konusundaki stratejik hedefi pasifik görünüyor. Bu hedefin altı “Obama doktrini”yle çizildi. Bunun da üç gerekçesi var. Birincisi, Tayvan’la Çin arasındaki kökleri hanedanlık dönemine dayanan uzlaşmaz çelişki. ABD bu çelişkiden yararlanır! Ayrıca Tayvan şu anda çip üretiminde dünyada bir numara. ABD, bu nedenle de Tayvan’ı Çin’e yedirmez! Tayvan’ın aşırı baskı üzerine çip fabrikalarını, teknolojik altyapıyı havaya uçurma tehdidi karşısında Çin’in geri adım attığı unutulmamalı!

Ne ki, ABD’nin Pasifik’e yönelmesinin en önemli gerekçesi “Sarı Tehlike”. ABD’li Jeopolitikçi H. J. Mackinder’in tezi bu. ABD’nin korkulu düşü; Çin, en büyük tehlike! Bu durumda şu sav dayatıyor kendini: Çin’e/Sarı Tehlike’ye karşı ABD ile Rusya neden ittifak yapmasın? Putin’in Trump’a sıcak yaklaşımı düşünüldüğünde bu olasılık var. Kaldı ki, ABD cephesinde McCarthycilik’i diriltecek politakanın yerinde çoktandır yeller esen Rusya’da da çark liberal ekonomi modeliyle dönüyor. Aynı şey Çin için de geçerli. Mao’nun sosyalizmi kimbilir nerede? Böylece, üç süper kapitalist gücün rekabeti çıkıyor, ortaya. Bu bağlamda Rusya’nın Çin’in aşırı güçlenmesini tehdit olarak görebileceği geliyor gündeme! Her ne denli Şangay 5’lisi, BRİCS gibi ilişkileri olsa da Rusya ile Çin’in arası sanıldığı gibi tozpembe değil! Rusya Çin’in Sibirya’ya yayılma politikasından rahatsız.

……………………………….

(*) Bozo; Sarışın erkek anlamında; Zazaca, “Adanaca”.

……………………………….

Le Monde Diplomatique-Türkçe 01 Aralık 2024

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir