ÇEÇE

TİMSAH TANRININ İŞLERİ

Çetin Yiğenoğlu

Dünyada en çok görmek istediğim kent timsah “Tanrı”nın yönettiği Crocodilopolis’tir. Bugüne değin, daha çok firavunların mumyalandığı bilinen Mısır’da, tanrı timsahların yanı sıra bırakınız yavrularını, yumurtalarının bile mumyalandığı Crocodilopolis’in kökleri MÖ 3 binli yıllara gidiyor. Kent, Mısır’ın Fayyum Vahasında. Günümüzdeki ismiyle “Madinat al-Fayyum”.

“Timsahlar Kenti”, diye de bilinen kent, söylenceye göre, soyu Nil timsahına dayanan Tanrı Sobek’in kurduğu dinin yeryüzündeki dinsel merkeziydi. Büyük olasılıkla günümüzdeki ruhban sınıfların öncüsü rahiplerin (timsah bakıcıları) verdiği fetvalarla yönetilen “kutsal bölge”. Çok eski zamanlarda Shedet (Şedet) denilen kent, günümüze değişik isimlerle anılageldi. Bunlardan biri de Arsinoe. Bu isim Akdeniz’de başka antik kentlere de verilmiş. Bunlardan biri de Mersin’in Bozyazı ilçesindeki Arsinoe. Gerçekte kadın ismi Arsinoe; Ptolemaioslar Hanedanına mensup Mısır Kraliçelerinin ortak nitemi. (Mısırlı kadınların bizim Mersin kıyılarına ilgisi çok nedense… Ünlü Kleopatra da gelmiş, bizim kıyılara, koylara ismini verip gitmiş ya…)

Timsahlar kentinde en güçlü tanrının ismi Sobek. Öykümüzün kahramanının ismi ise Petsuchos, “Sobek’in oğlu” anlamına geliyor. Sanırız bir dönemin en ünlü timsah tanrısı Petsuchos. Gerçek hayatta insanları öldürebilen güçlü, tehlikeli… Güçlü olduğu için korkutucu; korkutucu olduğu için de kutsal, tanrısal…

Sarayda dünyanın başka yerlerindeki –insan– prensleri, kralları kıskandıracak yaşam sürmüş Petsuchos. Başının üstünde değerli taşlar kakılı altın taç, sırtında çok değerli kumaşı altın ipliklerle dikilmiş pelerin, çevresinde bakıcı rahipler; yediği önünde, yemediği ardında… Abarttığımı sanıyorsanız eğer, AI var artık; sorun, anlatsın…

Dünya basın tarihini, ilk gazetenin nerede yayımlandığını araştırırken öğrenmiştim Crocodilopolis’i, o dönemlerde Mısır basınının çok güçlü olduğunu… magazin basını bile güçlüymüş… O dönemde kraliçelerin makyaj malzemesinin haber yapıldığı gazeteler düşünün!(*) Belki, paparazziciliğin temeli de o zaman atıldı, kim bilir… Basının bu denli güçlü olduğu ülkede –doğal olarak– iktidar kavgaları kıran kırana geçiyormuş.

Bilindiği gibi firavunların kimseye göz açtırdığı yokmuş. (Firavunları hiç sevmem. Müslümanlar da sevmez, Museviler de) Yazımıza konu olan Firavun tek dünya devleti kurmak, devletin tek egemeni, yanı sıra Sobek dini dünyasının Papa gibi dinsel lideri olmak istiyormuş.

“Crocodilopolis” isminin belleklere yerleştiği dönemlerden birinde tahta oturan bu firavun, döneminin en güçlü tanrısı “Petsuchos”un ismini mahlas olarak kullanmış. İktidarı elegeçirir geçirmez Sobek dinini kabul etmeyen zındıkların başını ezmiş. “Petsuchos-ı güzin, Firavun-u ruy-i zemin” denilmesinden çok hoşlanırmış.

Petsuchos, Sobek dinini kullanarak 1. Hanedanlık dönemindeki eski Mısır dinini canlandırmak, devlet sistemi haline getirmek istiyormuş. Ne ki, toplumsal olaylarda görünüşün bazen yanıltıcı olabileceğini bilmiyormuş! Yanıldığının farkına varmayan Petsuchos, dediğim dedik, öttürdüğüm düdük, diyerek ısrarla devlet sistemini değiştirmeye çalışıyormuş.

Oysa ne Mısır’da ne Crocodilopolis’te devlet biçimini değiştirmeye kalktıkları özlemini çektiği eski dünyadan eser yokmuş o sıra.

Petsuchos’un ise Sobek (Tanrı) devletini kurmaktan başka şey yokmuş aklında. Günümüzde “laiklik” diye de tanımlanabilecek bir düzeni hedefe koyduğu için halkın farklı bir dini yaşamasına izin vermiyormuş. Söylentiye göre farklı bir tanrıya inanıp yer yüzünün ilk semavi dininin kurulmasına Petsuchos’un bu yasakçı tutumu neden olmuş.

Petsuchos gözünü öyle karartmış ki mütedeyyin Sobek tapımcılarını bile düşman görmeye başlamış.

Arkeolojik verilere göre Petsuchosçular önce köyleri boşaltırlar. Köylerdeki halkı Crocodilopolis’in varoşlarına yığarlar. Dinci-dinsiz, varsıl-yoksul, sizden-bizden ayrımı yaparlar. “Sobekbiiir” diyerek halka “bir/tek insan” (sözde birey) yaşam tarzını dayatırlar.

Böylece kadim Crocodilopolis halkı en yakınına yabancılaşır, birbirini ötekileştirir. Çatışma ortamları için zemin/ler oluşturulur. İnsanların dış dünyayla, toplumla arasında kopmalar başlar. Birey insan, bir insan arayışı “ben”i kışkırtınca “benci”, daha da ötesi “bencil” insan tipi çıkar ortaya. Bireysel kaçış yaşam biçimine dönüşür. Toplumsal varlık olduğunu unutan insanlar yalnızlaşır.

Petsuchosçular, buna karşın Sobekçi tarikatları, cemaatları güçlendirirler. Okültizmi yükselttirler. Falcılığın temelinin Mısır’da atılması boşuna değildir!

Mısır’ın 2 bin yıllık birikimini, kurumlarını, yeraltı-yerüstü kaynaklarını “piryatasoşer”in, (**) FİSEŞ’lerin(***) talanına açarlar.

Bu ara sosyal gelir adaletini bozarlar. Sermaye sahibi Sobekçi bir kesim yaratırlar. Sobekçiler yerken halkı bakar duruma düşürürler. Bununla da yetinmezler, yoksulluğa kitlesel boyut kazandırırlar. İktidarda kalmak için araç olarak kullanmaya başlarlar yoksulluğu.

Beyaz zıbınlısını (ırgat, tarım işçisi), Nil çiftçisini, piramit taşçısını, bütünüyle ameleyi, mavi zıbınlısını, memurini, katibi, hatta FİSEŞ’leri ekonomik sıkıntı içine düşürürler. Bırakınız gençlerin hasır konut edinme düşünü epritmeyi, barınmayı bile büyük sorun haline getirirler.

Ekonomiyi iflas noktasına, moratoryum ilan edecek duruma düşürürler. Firavunluk hukukunu bile geriletirler. Yargıçlara güveni yitirtirler.

Yasamayla yürütme yetkisini Petsuchos’un iki dudağına verirler. “Monarşi” kavramının buradan esinlenildiği söylenir.

O zamanın basını sharabe denilen gazetelerle TV’si, internetiyle medyası sayılan davullu zurnalı tellalları işlevsizleştirirler. Sharabelerin kriminal haberlerle doldurulmasına yapısal özellik kazandırırlar. Bu durum, halkın gerçek gündemi konuşmasını engeller.

Gitgide, ülkede animizm koşulları yaratırlar.

Böyle böyle bozarlar düzeni. Düzen bozulunca halkın yaşam biçimi yörüngesinden çıkar.

Bundan en çok ahlak etkilenir. Ahlakın çökmesi, toplumsal çöküşü getirir her zaman; Crocodilopolis’te de getirir. Bilindiği gibi bir toplum tüm alışkanlıkları, inançları, düşün dünyası, yaşam biçimi, yönetimi, rahatlıkları, ahlakıyla bütün dünyadır. O dünyayı kanırtarak çatırdatırlar.

İşlenen suç türleri şaşırtıcı boyuta ulaşır. Dolandırıcılığın her türü alan bulur. Tefeci-topçu (Papirüsten yapılma hentbol benzeri top oyunu… Şimdiki gibi bahis oynanabilen futbol olacak değil a?) zar benzeri şans oyunlarına bağımlı kumarbazları, çapulcuları, cennet vaad eden fenomen-saadet zinciri çeteleri, dolandırıcılar cirit atmaya başlar. Küçük hırsızlıklar, rüşvet, gasp, uyuşturucu ticareti, organize suç örgütlerinin, kumar çetelerinin eylemleri sharabelerin manşetine oturur.

Böylece kamu soygunları, piramit yapımlarındaki büyük yolsuzluklar gözden kaçırılır. Anlamsız nedenlerle işlenen cinayetler, mafya savaşları, kadın katliamları, aile içi şiddet, cinsel taciz, çocuğa cinsel istismar, çocuk yaşta evlilik, ensest, intihar olayları sharabelerin 3. sayfa haberi olma özelliğini bile yitirir.

Terör olayları, at, eşek, katır, kağnı, at arabası trafiğinde bilinçsiz sürücü kazaları, trafik magandalığı, kavgaları, sharabelerde şöhret kapısının maymuncuğuna dönüşür. Altyapı sorumsuzluğunun getirdiği felaketler (Nil baskınları, yangınlar) katliam boyutu kazanır. Yapımcılığı, kurgusu gizli servis işi, oyuncu kadrosu kamusal yetki sahiplerince oluşturulmuş “ihtilaller” yapılır peş peşe… Bu ihtilaller Petsuchos’a karşı yapılmış gibi gösterilir. Oysa iki adamıyla birlikte Petsuchos bizzat tezgahlar ihtilalleri. Sorumlu Crocodilopolis Triumvirliğidir.

Sanırız, o dönemdeki suç türlerini 5 bin yıl sonra gören Kriminolojinin Babası Lombrosso’nun bile kafası karışmıştır. Yoksa örnekleriyle yazardı bize bunları.

Dönemin gözüpek gazetecileri (sharebe muhabirleri, köşe yazarları) yazar bizim için. Ne ki, Petsuchosçular oralı olmaz, olumsuzlukları üzerlerine almazlar. Üstelik, avuç ovuştururlar, sevinirler içten içe; halkın kriminal olaylarla oyalanması işlerine gelir…

Böylece ülkede, ata, eşeğe, katıra binen süvari, at arabası, kağnı (otomobil olacak değil ya o dönemde) sürücülerinin oluşturduğu kabadayıların, magandaların, v/wogandaların, angutların, dangalakların, megosenukların(****) borusunun öttüğü bir kesim yaratırlar.

Sonunda, değerleri yerinden oynamış, oturmamış bir toplum çıkar ortaya. İşte bu toplumun birliğinden, bütünlüğünden söz edilemez noktaya gelinir.

Buna karşın rahatlamazlar. İktidarlarının “bekâsı” konusunda rahat değillerdir.

Birincil amaçları eskiyi bozmaktı, bozarlar. Eskiyi bozmak bilmeyi gerektirmez. Zor olan yeniyi yapmaktır. İşte o noktada çuvallarlar. Yeniyi yapamazlar. Yeniyi yapmak bilmeyi gerektirir. Bilgi, bilinç ister. O da Petsuchosçularda yoktur. Bilmiyorlar/dır. Bildikleri Sobek dinciliğidir. Onu da ellerine-yüzlerine bulaştırırlar.

Üç milyon tarikat mensubu vardır o dönem Crocodilopolis’te; her birinin de bir geleneği. Buna bağlı sonu gelmez istemleri vardır. Bir süre sonra istemleri karşılayamaz duruma gelir Petsuchosçular.

Artık yürütemez duruma düşerler ülkeyi, yönetemezler.

Crocodilopolis zor ülkedir. Sorunları çok, üstelik ağırdır. Siyasal iktidar, tabloyu daha da ağırlaştırmıştır. Sobek’e sığınan halk, bunların yüzünden dinde de aradığını bulamaz. Sobek tapınakları bomboş kalır. Sobek’ten büyük kopuş, deizme yöneliş, yeni dinlere kayış olur. Denilir ki, 135 bin peygamber boşuna mı Ortadoğu’da çıktı…

İnsanlar asık suratlıydı Crocodilopolis’te. Sokakta gülen insana rastlamak zordu. Ülkede deli gömleği giymeyen kalmamıştı. Dayatılan korku kültürü toplumsal güvensizliği artırmış, nevrotik bir toplum yaratmıştı.

Yaşanan olumsuzluklar Crocodilipolis halkında ağır öfke birikimine yol açmıştı.

Sonları geldiğinde bunu biliyordu Petsuchosçular . Üstelik korkuyorlardı; “Devr-i sabık” olmaktan, yargılanmaktan, hesap vermekten çok korkuyorlardı.

Biliyorlardı “gidici” olduklarını.

Nasıl gideceklerdi? İşte önemli olan buydu!

Artık, konsolide ettikleri Sobek tapımcısı ahiretikusların duaları bile kurtaramaz noktaya gelmişlerdi. Gidicilerdi gidici olmalarına da halk yaklaşık 4 bin yıl sonra söylenen şu ünlü sözü söyletmeden gitseler iyi olur, diye dua ediyordu:

“Ba’de-harâbi’l- Basra”. …../08/2026

…………………………………….

(*) Çetin Yiğenoğlu, Metelikten Medyaya

(**) Piramit yapımcıları, taşeron, tarikat, Sobek şeriat şerikliği/ortaklığı; günümüzün ÇUŞ’ları gibi bir yapı. (Söz: ÇY)

(***) Firavun sever şirketler (Söz: ÇY)

(****) Megaloman, egosentrik, ukala (Söz: ÇY)

Comments (1)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir